Umutsuzluğun adı şiddet!
Son zamanlarda televizyon ve gazetelerde çok fazla, okulda
şiddetle ilgili haberler görmeye başladık. Sıralayacak olsak bir dolu neden
sayabiliriz. Bu nedenlerle ilgili olarak, üniversite kapısında yığılmaların yaşanmasından tutunda,
sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlere varıncaya kadar bir çok şey
söylenebilir.
2006 ÖSS’ye 1.678.383 aday başvurmuş ve bu
adayların ancak 405.517’si bir yüksek öğretim kurumuna (ön lisans ve lisans
dahil) girebilecek durumdadır. Sadece lisansa yerleşebilecek adayların sayısı
ise 202.998’dir. Bu açıdan bakıldığında
manzara pek iç açıcı görünmemektedir.
Klasik
liseler diye tabir ettiğimiz genel liselerin yerleştirme oranlarına
baktığımızda iç açıcı olmayan manzaranın devam ettiğini görüyoruz. Amacı , yüksek öğretime öğrenci hazırlamak olan,
akademik yeteneği! ön plana çıkmış öğrencilerin devam ettiği bir okul düşünün
ve bu okulun yüksek öğretime gönderdiği öğrenci sayısı mezun ettikleri
öğrencilerin % 2’si olsun. Geriye kalan % 98’in nerelerde neler yapacağını
tahmin edebiliyor musunuz? Bu mezunların bir kısmı büyük hayallerle hemen
dershanelere kayıt yaptırmakta ve binlerce YTL’ yi gözden çıkarmaktadır. Bir
kısmı çeşitli alanlarda çalışmaya başlamakta, vasıfsız eleman oldukları için
cüzi ücretlere razı olmaktadırlar. Bir kısmı yapacak bir şey bulamadıkları için
kahve köşelerinde zaman öldürmekte “baba parasıyla” hayatını devam ettirmeye
çalışmaktadır.
Buraya kadar en iyimser tahminlerde
bulunmaya çalıştım. Ancak hayat bu kadar iyimser olmamakta maalesef. Bir
şekilde lise eğitimine başlamış, üniversite hayali olan öğrencilerin
kendilerinden önce o okuldan mezun olan ağabeylerinin ve ablalarının % 98’i
boşta kaldığı gerçeği karşısında umutsuzluğa düşmelerinden daha tabi ne
olabilir. Aslında insanları başıboşluğa iten bu umutsuzluk değil midir ?
Yaptığı alışverişin sonunda zarar edeceğini bile bile
her gün okula gelen, kendisine üniversite sınavını kazandıramayacağını bildiği
halde ders dinlemek zorunda olan
öğrenciden motivasyon sağlamasını beklemek ne kadar gerçekçidir. Peki
bütün bunlar yaşanırken öğrenciyi, yukarıda saydığım duygu ve düşüncelere
bilinçli sevk eden bir takım çevreler boş mu durmaktadırlar? Uyuşturucuyu,
silahı, bıçağı öğrenci direk fabrikadan mı temin etmektedir?! Bu soruların
cevaplarını herkes iyi düşünmek zorundadır.
Bütün bu sorunların özünde liselere yanlış
yönlendirmenin yattığı bir gerçektir. İnsanların önüne genel liseleri neredeyse
tek alternatif olarak koyarsanız bu okullardaki yığılmanın önüne geçemezsiniz. Diğer bir ifade ile akademik yeteneği olmayan
öğrenciyi genel liselere değil de kendi ilgi, istek ve yetenekleri
doğrultusunda meslek liselerine, çıraklık eğitim merkezlerine yönlendirmek
gerekmektedir. Geçenlerde bir genel lisede matematik öğretmeni olarak çalışan arkadaşım “dört işlem bilmeyene lise
matematiği anlatmaya çalışıyoruz, anlatamayınca da çocuk başarısız oluyor bizde
okulun Erol TAŞ’ı oluyoruz” diye dert
yanıyordu. Bu öğretmenime tüm yüreğimle katılıyorum. Maalesef yanlış gidişin
faturası çoğu zaman öğretmene ve öğrenciye çıkıyor.
Şiddet ve şiddetin önlenmesi konularında
yapılacak şeylerden bir tanesi de –sadece okulla ilgili söylüyorum- öğretmeni
ve öğrenciyi bu konularda eğitmektir. Öğretmenlerimize pedegojik
formasyon bilgilerini tazeleyebilecekleri ve bu konulardaki gelişmeleri
yakından takip edebilecekleri imkanların sağlanması gerekmektedir. Üzülerek
söylüyorum bir çok öğretmenimiz, okulda yaşanan krizi çoğu zaman
yönetememektedir. Davranış
yönetmek konusunda sorun yaşamaktadırlar. Hala bir çok okulumuzda
öğrenci-öğretmen merkezli yaşanan krizler kara düzen diyebileceğimiz
yöntemlerle çözülmeye çalışılmakta daha doğrusu daha karmaşık hale
getirilmektedir. Bir rehber öğretmen olarak bize sunulan “hocam bu çocuk adam
olmaz” tezini daha ne kadar çürütmek zorunda kalacağız? Daha ne kadar sorun
öğretmenden kaynaklandığı durumlarda çocuğu suçlayarak, disiplin kurulu ile
tehdit ederek sorunu örtmeye çalışacağız? Daha ne kadar öğrencilerinde birer
canlı, birer insan olduklarını unutarak onların hassasiyetlerini göz ardı
ederek arkadaşlarının önünde küçük düşürmeye devam edeceğiz?
Olayın birde aile boyutu bulunmaktadır tabiki. İlköğretimde çalıştığım yıllarda bana çocuklarının
yaramaz, agresif, hırçın olduğu yönünde dert yanan
velilere; “Allah size bir hamur veriyor. Siz bu hamura şekil veriyorsunuz,
sonrada verdiğiniz şekli beğenmiyorsunuz” diyerek kendilerinin bu konudaki
sorumluluklarına dikkat çekiyordum. Aileler genellikle sorunda kendilerinin
payı olduğu gerçeğini kabullenmek istemezler. Oturup konuştuğunuzda çoğu zaman,
“yemedim yedirdim, giymedim giydirdim” nakaratını tekrarlayıp dururlar. Daha
önce yazmış olduğum “Aile
İçi Sorunların Nedeni Çocuk mu?” isimli
yazımda bu konuyu uzun uzun anlatmıştım. Aile
öğrenci ile ilgili yaşanan sorunlarda daha çok kendini temize çıkarma çabası
içine girmektedir. Aslında aile kendine düşen sorumluluğu kabul etse sorunun
çözümü daha kolay olacaktır. Burada iş yine rehberlik servislerine düşmektedir.
Şiddet ve şiddetin önlenmesi konusunda
öğrencilerimizi de eğitmemiz gerekmektedir. Bu konularda okul rehberlik
servisleri üzerine düşeni yapacaktır diye düşünüyorum. Özellikle öfke yönetimi
konusunda öğrencilerimiz bilinçlendirilmedir. Zararlı alışkanlıklardan korunma
yöntemleri anlatılmalı, öğrenciyi zararlı alışkanlıklara iten nedenler tespit
edilerek üzerinde çalışılmalıdır. Rehber
öğretmen bu çalışmaları yaparken idarenin desteğini arkasında hissetmelidir.
Okullardaki rehberlik yürütme komisyonları aktif çalışmalıdır. Okul Aile
Birliği ile birlikte çalışılmalı ve özellikle okul çevresindeki olumsuzlukların
ortadan kaldırılması için yetkili makamlar nezninde
girişimlerde bulunulmalıdır.
Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle…
Psikolojik Danışman