Aslında Hepimiz Önemliyiz

 

Evet ben önemliyim. Sen de önemlisin. O da önemli. Aslında hepimiz önemliyiz. Önemimiz var olmaktan geliyor. Bu dünyada varız öyleyse önemliyiz. Gün boyu yanımıza yaklaşıp yardım isteyen öğrencilerimizden tutunda bize çay getiren çaycıya varıncaya kadar herkes önemli. Bunu hissetmek ve hissettirmek gerekiyor.

 

Birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Dolmuşta giderken -aslında kendisinin ne kadarda önemli biri olduğunu dolmuştakilere göstermek ister gibi- yanındakine yüksek sesle bir şeyler anlatmaya çalışan insanları fark etmişizdir. Yada biz okulda, kafede televizyon izlerken önümüze geçip –beni fark edin der gibi- bir şeyler yapmaya çalışan insanları fark etmişizdir.

 

Peki bunun altında yatan şey nedir? Bu konu üzerinde durmak istiyorum. İnsanlar yaptıklarıyla fark edilmek isterler. Sınıf ortamını düşünelim. Bazı öğrenciler başarılarıyla dikkat çeker ve takdir edildiklerinde mutlu olurlar. Takdir edilmek başarılı öğrenci için “sen önemlisin, sen değerlisin” mesajına denk gelmektedir. Birde başarılı olmayan ve bu yönleriyle fark edilemeyen öğrenciler vardır ki yaramaz diye tabir edilen öğrenciler bu gruptan çıkar. Dedik ya fark edilmek varoluştan gelen bir ihtiyaçtır. Fark edilme yöntemi olumlu yada olumsuz olsun hiçbir önemi yoktur. Birçok defalar uyarılmasına rağmen hala yanındakiyle konuşmaya devam eden öğrencinin asıl istediği fark edilmektir. Öğretmen kızsa, cezalandırsa dahi bu bilinç altında öğrenciyi mutlu etmektedir. Cezalandırılmak öğrenci için “evet sen varsın, ben seni önemsiyorum” mesajına denk gelmektedir.

 

Hastalandığımızda dostlarımızdan gelen telefonda, doğum günümüzde yada bayramlarda mesaj almakta önemsendiğimizi hissettirir bize. Tabi ki bizimde aynı şekilde dostlarımız için yaptığımız şeylerde önemsenme mesajını verir karşı tarafa.

 

Danışma oturumlarında danışanın gözlerinin içine bakarak onu dinlemek onu önemsemektir. Bulunduğumuz çevrelerde insanların kendilerini ifade etmelerini sağlamak, bir konu üzerinde görüşlerini sormak dolaylı yoldan sizi önemsiyorum demektir. Görüşmeye gelen velilerime şunu söylüyorum:”hiç olmazsa haftada yarım saat aile bireyleriyle toplantı yapın. Bir haftanın değerlendirmesini, gelecek haftada neler yapılacağını aile bireyleriyle görüşün. Yaşananlar ve yaşanacaklarla ilgili aile bireylerinin neler düşündüğünü sorun. Çünkü veli olarak çocuklarınızı siz önemsemezseniz, sizden kaynaklanan boşluğu başkaları dolduracak ve belki de istenmeyen sonuçlar ortaya çıkacaktır”.

 

Bu haftaki yazıma bir öyküyle son vermek istiyorum. Antik yunanda bir gün yunan tanrılarından biri olan Zeus’un heykeli bilinmeyen kişiler tarafından parçalanır. Halk dehşete düşer. Tanrıların kendilerinden intikam alacağını düşünürler ve heykeli parçalayanları bulmak için büyük çaba harcarlar. Ancak suçluları yakalayamazlar. Bir hafta sonra bir başka tanrı heykeli parçalanır. Halk daha da çok korkmaya başlar. Büyük çabalar sonucunda heykelleri kıran kişi yakalanır. Kendisine sonunun ne olacağını bilip bilmediği sorulur. Suçlu kişi amacına ulaşmış bir eda ile beni öldüreceksiniz der. Peki derler sonucunda ölüm olduğunu bile bile bu suçu neden işledin denir. Suçlu “beni bu güne kadar kimse tanımıyordu, kendimi tanıtacak bir şey yapamadım. Ben bu güne kadar hiç kimseydim ama artık beni herkes tanıyor” der ve bir süre sustuktan sonra “ölüm benim için ölümsüzlük adına verilen küçük bir bedeldir” der.

 

Sonuç olarak bu güne kadar insanlar aslında önemsenmek için ne bedeller ödediler. Bundan sonrada ödemeye devam edecekler. Ben herkesi kendimizi ve çevremizdeki önemsemeye çağırıyorum. Öyle ki hiç kimse önemsenmek için kötü bedeller ödemek zorunda kalmasın.

 

Bir başka yazıda  görüşmek üzere……

 

Ahmet GÜNAY

Psikolojik Danışman

 

pdrservisi@gmail.com

 

Ana sayfa